Bütün evren sanal gezer...
Bilgisayar alanındaki baş döndürücü gelişmeler; bu teknoloji pramidinin başındaki bir avuç azınlık dışında, gezegenimiz insanı tarafından şaşkınlıkla izleniyor. Bilgisayar, bilgi dağarcığı oldu artık. Eğlenceden, reklama; alışverişten, haberleşmeye kadar sınır tanımayan olanaklar sundu insanliğa… Hızla yeniledi kendini. Baş döndürücü gelişmesi hayranlıkla izleniyor. Bu insanlık için devrim niteliğinde. Ne yazık ki; bu teknolojinin bir de öteki yüzü var. Birey ve toplum üzerinde yarattığı etkileri… Örneğin; geçimini bilgisayar teknolojisinden sağlayanlar… Bu kişiler yaşamlarını bilgisayar önünde geçirirler. Sosyal çevreden ayrı, bedensel ve sosyal olarak yalnızdırlar. Loş labaratuvarlarda yapa yalnız yaşam bulurlar. Yaşamlarından hoşnut değillerdir. Arayış içine girerler. Yine de kendilerini kurtaramazlar ve sıkıntılı ortamdan kaçış yollarını eninde sonunda yine bilgisayarda ararlar. Bağlanmışlardır artık. İcine kapanık bir evrenin yalnız yolcularıdır onlar… Oyunlar, chat’ler, filmler, porno siteleri gözler yolumuzu… En çok ta çocuklar ve gençler etkilenir bu alemden. Özellikle çocuklar çokca vakit geçirirler bilgisayar başında, odalarına çekilirler. Biz anne ve babalar rahatlarız(!) Çünkü, gözümüzün önündedir(!) çocuğumuz. Oysa gerçek hiç te öyle değildir. Oyuna ve oyunlara bağımlı kalan çocuk, gerçek yaşamdan kopar, dış dünyadan çekinir. Girdabın içine girer. Oyunda başarılı olmalıdır. Eğer başarılı değilse; üstünlük duygusu açıkır, utanç duygusu oluşur. Aşağılanır adeta. Oyundaki partneri hayıflandıkca, daha da aşağılanır. Dünyası kararır ve agrasif nitelikleri ortaya çıkar. Evde huzursuzluklar göze çarpar. Söz dinlemez, uyum sağlamaz. Evde oyun dışında her şeye ilgisiz kalır. Ailesi ile birlikte bir kır gezintisine ya da film izlemek için sinemaya gitmez. Onun dünyasi şekillenmiştir. Oyunda başarılı olması, onun mutlu olacağı anlamına gelmez. Üstünlük duygusu kabarır. Bu duygu da paylaşımcı olamayacağından, çocuk için yine girdaptır. Fiziksel zararlarına gelince, LCD (Sıvı Kristal Ekran) katot ışınlı tüplere göre az radyosyon yayımları olmasına rağmen, özellikle çocuklar için tehlike arzetmektedir. Saatlerce ekran karşısında kaldığımızı düşünün… Hele hele küçük yaştaki çocuklar için oldukca tehlikeli bir durum. Bedenin ne denli tahribata uğradığını ve gelecekte nelerin beklediğini düşünmek bile istemiyorum. Ya insanlık olarak ne alemdeyiz? Mal bulmuş Mağribi gibi balıklama daldık bu evrenin içine. Kim tutar seni? Kimin ne olduğu bilinmeyen ve bireyin kendini (iyi) tanıttığı şekilde olduğu bir evrenden ne bekleriz? Açlığımızı giderebiliyor muyuz? Sosyal açıdan kazanımlarımız ne yönde? Ya kaybettiklerimiz? Bastırılmış duygularımızı rahat boşaltabildik mi? Biraz irdeleyelim diyorum. Yazımın başlığını “Bütün Evren Sanal Gezel” koydum. Son döneme damgasını vurması, insanlığın artık sanal alemle haşır-neşir olduğu gerceğidir. Sosyal haklar budanıyormus, haksız savaşlar oluyormus, toplumlar baskı altına alınıyormuş ya da bir çevre felaketi kapımıza dayanmış… umurumuzda değil. Sanal komasına girmişiz. Bir fırsatını bulup, kapağı internetin başında alıyoruz. İstediğimiz egomuzu tatmin etme arayışlarına yöneliyoruz bıkmadan, usanmadan. İş yoğunluğu, iş arkadaşlarına zaman ayıramama ya da içe kapanıklık, arkadaş edinememe olgusu insanları internete yöneltmiştir. Gerçek evrenden soyutlanan kişiler, internet aracılığı ile yapay ilişki içine giriyorlar. Güya yalnızlıklarını internet sayesinde giderecekler. Oysa bu ilişki gerçek anlamda hemen hemen hiç bir zaman gerçekleşmeyecektir. Kısa erimde yalnızlık duygusu azalsa da, doyurulmayan sosyallık güdüsü kişiden hesap sorar. Sonuç: Bunalım… Bastırılmış cinsellikte bu evrenin içinde yaşam bulmaya çalışıyor. Oysa nafile… Cinsel yaşantısı bozuk toplumlar ne yazık ki bu evrende nal toplarlar. Doğal olması gereken cinsel güdülenmeler, sağlıksız yöntemlerle (camdan cama ya da porno filmlerle) yapılmaya calışılıyor. Sanal sevişmeler, yerini hüsrana, cinsel yalnızlığa bırakıyor ve ne yazik ki ruhsal yönden çökmeler başlıyor. Toplum içinde geçirdiği zamanı hızla azalan kişi, topluma yabancılaşıyor. Gündüz çalışan, gece de internetle haşır-neşir olan toplumu düşünün… Kendine, ailesine, çevresine ne verebilir? İnternetin puslu ve büyülü dünyası onu uyuşturmuştur. Uyuşan toplumlar, ölü toplumlardır… Evet internet uçsuz bucaksız bilgi okyanusudur. Oltamız arama motorumuz… Kim tutar seni? Ama gerektiği kadar ve de yararlı yönlerini kullanarak… Unutmayalım!!! Boşa geçen zaman ömürdendir. Geçen zamanı lehimize çevirebiliyor muyuz? Ne mutlu bize….
507 defa okundu
Haberi arkadaşına yolla
Yazıcıya uyumlu sayfa
Yorum Gönder
|