Dr. phil. Azime Sönmezer - Sabatin
Paylaşım...
Yeni bir yıl, yeni bir enerji.. HEPİMİZİN YENİ YILI KUTLU OLSUN. BAŞARILI, MUTLU VE SAĞLIKLI bir yıl olmasını dilediğim 2012 yılına hepimizin iyi başladığını ümit ederim. Bu dünyada yaşarken huzura ve mutluluğa ihtiyaç duyduğumuza ve bunun arayışı içinde olup, bunları yaşama arzusunda olduğumuza inanıyor ve sizlerin de benimle aynı fikirde olduğunuzu düşünüyorum. Hepimizin ihtiyacı ve arzusu bu ise; bu mutlulukları, bu arzu ettiğimiz huzuru bir bütünlük, bir birliktelik içerisinde neden yaşayamıyoruz diye düşünmeden de edemiyorum. Tarihin sayfalarını bir karıştırmaya başladığımızda karşımıza savaşlar, ihtiraslar, entrikalar çıkıyor. Tüm bunların insanlardaki aç gözlülükle sürekli sahiplenme duygusunu daha da büyük bir ihtirasa çevirmesi, onların bu güzelliklerin, iyiliklerin paylaşımında oldukça bencil, oldukca cimri olmalarına neden oluyor. Bundan dolayı dünya tarihinin bu acı, üzüntü, kederler, ihtirasların neden olduğu entrikalarla dolu o sayfalarını hemen kapatmaya karar veriyorum. Ama geriye dönüp bakmamıza bile gerek olmayacak kadar günlük yaşantımızın her anında bir karışıklık, ihtiras, güç denemeleri, bencilliklerin, doyumsuzlukların, sürekli herşeye sahip olma ve idare edebilme tutkularının sergilendiği bir söz, bir resim, bir hikaye, bir film, bir hayat kesiti ile her an karşılaşabiliyoruz.. Acaba diyor insan sanal alemde gördüklerimiz yaşantımızın ne kadarını ve ne kadarlık bir gerçeklilikle yansıtıyor? Kim kimin gerceğini nasıl ve ne kadar topluma yansıtabiliyor? Ya da ne kadar yansıtmak istiyor? Neden sürekli gözyaşı, korku ve umutsuzluk veren iletilerle bombardıman ediliyoruz? İnsanların bu dönem kadar bilinçli bir ısrarla huzur ve barışı aradığı az dönemler olmuştur. Bunun yanında bu kadar umutsuz ve bu kadar acı, korku ve gözyaşları içinde olmasını şu yaşadığımız çağa hiç uygun bulamıyorum. Bir yandan çağın yaşam ve tarihsel birikimleriyle orantılı bir bilinçlenme sağlanmışken, insanlar birbirine din, ırk, dil ayrımı düşünmeden destek ve yardımcı olurken, diğer yandan doğmatik bilgilere tekrar büyük bir ilgi olması, nedenselliğin araştırılmadığı ezbere bir bilincin tekrar gündeme getirilmesi düşündürücü geliyor. İlkokuldaki çocuklar bile artık bu bilgi ve iletişim çağında Birleşmiş Milletlerin 1948 yılında ilan etmiş olduğu İnsan Hakları Beyannamesi hakkında bilgi sahibiler. İnsanlar hangi inançta olurlarsa olsunlar inandıkları felsefenin onlara öğrettiği, doğru olarak gösterdiği yaşam biçimi içinde sürekli, huzur, mutluluk, paylaşım, sevgi ve insan haklarından bahsediyorlar. Her inanç kendi öğretisi içerisinde herkesin eşit olduğunu, kişisel hak ve özgürlüklerin dokunulmazlığından bahsediyorken neden bu güzelim gezegende bu kadar eşitsizlik, bu kadar adaletsizlik bu kadar acı, bu kadar bol gözyaşı ve ızdırap hakim, anlamış değilim.. Dünyamızın coğrafi özelliklerine şöyle bir göz atsak, bitkilerin oldukça kısıtlı yetiştiği bölgelerde bir yeraltı zenginliği var. Dünya her bölgesinde diğer bölgelerle paylaşılsın dermişcesine bir şeyler üretmiş sanki. Canım babacığımın anlattığı bir fıkrayı burada aktarmak istiyorum. Bir adam ölmüş, melekler ona önce cehennemi göstermişler.. Adam içeri bir bakmış, içinde insanların kaynadığı kazan falan yok.. ama herkesin önünde büyük bir tencere ve ellerinde de çok uzun saplı birer kaşık.. kimse bu kadar uzun saplı bir kaşıkla yemeği ağzına denk getirip yiyemediğinden, yemekler etrafa saçılmış, ortalık pis ve dağınık, acı, açlık, ızdırap ve öfke dolu... Adam büyük bir üzüntü ile cehennemden ayrılmış.. Cennetin kapısından içeri baktığında aynı tencere ve aynı uzun saplı kaşıkları görmüş. Tencerenin icindeki yiyecekler bile aynı imiş.. farklı olan etrafın çok temiz, oradakilerin de mutlu ve huzurlu oluşu imiş.. herkes karsilikli tencerenin karşısında oturmuşlar. Birisi diğerine kendi kaşığı ile yiyecek veriyormuş.. mutluluğun, huzurun recetesi aslında ne kadar kolay.. birbirimize saygı, sevgi ve paylaşım.. Yazımı Konfüçyus`la bitirirken tekrar sağlıklı, huzurlu, mutlu ve barış dolu bir dünya için bilgimizi, sevgimizi, paylaşalım, maddenin esiri olmayalım... Ümit ederim vicdanın nefse, paylaşımların sahiplenmelere, sevginin nefrete ve empatinin egoya baskın çıktığı bir yaşamın BİR BAŞKA BAŞLANGICI OLUR.. Bilinçli olan herkes vicdanlı vicdanlı olan her canlı da paylaşımcı ve mutlu olur diye düşünüyor ve hepimize tekrar tekrar BARIŞ, MUTLULUK, SAĞLIK VE HUZUR DİLİYORUM... Konfüçyus öğrencisine beş inceliği yücelt, dört kötülükten kurtul! demiş. Bunun üzerine ögrencisi beş inceliğin ne olduğunu sormuş. Konfüçyus`un yanıtı ise şöyle olmuş: Bir; İyi insanlar, müsrif olmadan eli açık olurlar, iki; Gocunmadan çalışkan olurlar, üç; Haris olmadan istek duyarlar, dört; Mağrur olmadan rahat davranırlar, beş; Ürkütücü olmadan saygın olurlar. Kötülüğe gelince: bu dört kötülüğü yazmak istemiyorum...
131 defa okundu
Haberi arkadaşına yolla
Yazıcıya uyumlu sayfa
Yorum Gönder
|