İsmail ağabey o zamanlar okulumuzun Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünde çalışıyordu. Bizim bölümün hemen üst katındaydı. Zaman zaman ziyaretine gider, sohbet ederdik. Saz çalar türkü söyler olduğunu da öğrenmiştik. Arkadaşım Saki'nin de sazı sesi çok güzeldi, yumuşak, rahatlatıcı bir sesi vardı. Onun sesi çoğu zaman meditasyondu bizim için. Biraz ciddiye almış olsaydı, ses renginin benzediği Yavuz Bingöl'den daha başarılı olurdu diye hep düşünmüşümdür.
İsmail Kaya'nın ziyaretine her defasında Saki ile giderdim. Ben İsmail ağabeyin yakın köylüsü, Saki ise İsmail ağabey tarafından sevilerek türküleri dinlenen birisiydi. Bunlar bizim başlangıçta ortak noktalarımızdı. İsmail ağabeyin sazı, sözü yakın çevresi tarafından bilinirdi. Biz de onun yakın çevresinden sayılırdık.
Bir gün İsmail ağabey, Saki ve bana bir konsere çıkacağını, evine gelip türkülerini dinlememizi söylemişti. Sanırım onun ciddi olarak sahneye ilk çıkışı olacaktı. Dinlememizi ve düşüncemizi belirtmememizi istiyordu. Seve seve dedik ve gün belirledik. İsmail ağabey ailesi ile Ankara'nın Dikmen semtinde bir gecekonduda ikamet etmekteydi. Adresini verdi. Kararlaştırmış olduğumuz günde kapısını çalmıştık. İsmail ağabey bizi içeri buyur etti. İki tarafı kanepelerle çevrili misafir odasına aldı. Kısa sohbetten sonra, Ankara'da bir kapalı spor salonunda Sivas Kıyımı'nda en üretken olduğu dönemde aramızdan alınan Muhlis Akarsu da o konsere katılacakmış. Heyecanlıydı. Musa Eroğlu, Yavuz Top ve Arif Sağ ile birlikte başlatmış oldukları müzik kariyerinin zirvesindeydi Muhlis Akarsu. 12 Eylül'ün karanlığında yasaklanan ve söylenemeyen halk türküleri için "Muhabbet" çalışmaları 12 Eylül karanlığından aydınlığa açılan kapı olmuştu. Heyecanlanmakta İsmail ağabey haklıydı, zira dönemin en büyük ozanlarından Muhlis Akarsu ile aynı konserde sahne alacaktı.
Türkü ile beslenen ve soluk alan iki arkadaştık ve bir şekilde sanki bizim olurumuzu almak istiyordu. İsmail ağabeyin eşinin hazırlamış olduğu çayın eşliğinde hem sohbet ediyor hem de onu dinliyorduk. O çaldı ve söyledi, biz dinledik. Güzel söylüyordu. Hiç çekinmesine gerek yoktu. Orada konserde söyleyeceği türkülerin seçimini de beraber belirledik. Konserde de olacağımızı belirttik. Bizim konserde olmamız İsmail ağabeyi rahatlatacaktı. Zira öyle de oldu, konser öncesi yanımıza geldi, oldukça heyecanlı görünüyordu.
Çayımızı içip İsmail ağabeyi evde dinlerken bir ara beş altı yaşlarında koca koca kara gözlü bir çocuk geldi içeri. İsmail ağabey "Oğlum" , "Oğlum Koray" dedi. Oynamadan geliyormuş, baba gururluydu oğluyla. Kucaklaştık, Koray yanımızda oturdu biraz. İsmail ağabey, Koray'ı anlatmaya başladı, sazını bırakmıştı yanına. Koray okula gitmemesine rağmen, okuma ve yazmayı sökmüştü. Koray'ın saza da ilgi duyması ve bazı türküleri çalabilmesi İsmail ağabeyin diğer sevinç kaynağıydı. Oğlunu anlatırken gözleri parıldıyordu İsmail Kaya'nın. Fakat bu durumdan Koray rahatsız olmuştu sanki. Biraz sonra yavaşça yanımızdan uzaklaştı.
Biz ise sohbetimize kaldığımız yerden devam ettik. Bir de kızının olduğunu söyledi. İki çocuk babasıydı, bir oğlan bir kız, Menekşe ve Koray. Halinden mutlu ve memnun görünüyordu.
Koray'ı biz bir daha görmedik. Okulumuz bitmiş, yollarımız ayrılmıştı. Sivas Madımak Yangını'nda katledilen dostlarımızın isimleri arasında Koray ve ablası Menekşe Kaya'nın da isimleri vardı. Koray, Madımak Oteli'nin en küçük gülüydü. Madımak Kıyımı yılında doğan çocuklar bile kocaman genç kız veya delikanlı oldular. Annesi ve babasından alındığında 13 yaşında olan Koray Kaya bu senenin Mart ayında 28 veya 29 yaşında çakı gibi bir delikanlı olacaktı. Ama şimdi anne ve babaların yeni doğan çocuklarının isimlerinde ve gönüllerinde yaşıyor.
16 yıldan bu yana katillerin bulunmaması bu yangının hala devam ettiğini ve katillerin her birinin ya Türkiye'nin bazı belediyelerinde çalışarak korundukları bilinmekte. Diğer bir kısmı ise Avrupa Birliği üyesi bazı ülkelerde mülteci olarak yaşadıklarını da biliyoruz. Bunları bildikçe, bir de sadece ve sadece oy için Madımak Yangını sırasında en büyük ilimizin belediye başkanı görevinde bulunanlar, bugün iktidar sahipleri olarak Madımak'ı açılım ve saçılımlarında kullanmaktalar.
Madımak Oteli'ni satın alıp insanlık müzesi haline getirmek için paramız yok diyen iktidar sahipleri, Madımak'tan sağ kurtulanları birbirlerine düşürerek dağıtmak istemekteler. Onlar, gerçekte Koraylarımızı yitirdiğimiz 2 Temmuz 1993 yılında Madımak Oteli önündeydiler. Onların esas hedefleri Madımak önünde atılan sloganlarda dile gelmekteydi; "Cumhuriyet Sivas'ta kuruldu, Sivas'ta yıkılacak" diyenlerin oyununa gelmemeliyiz. Açılım, demokrasi ve bunun gibi süslü laflarla kurulan tuzaklara gelinilmemelidir.